| Sessizliğin çıldırttığı anlar vardır, Gürültünün çıldırttığından daha beter. Kalabalık bir ortamdan dışarı çıktığınızda gürültüden uzaklaşırsınız, Ama kalabalığa çıktığınızda sessizlikten uzaklaşmazsınız… Bu başka bir şeydir, adını sadece sizin bildiğiniz…
Hangi televizyon? Hangi sinema? Hangi akraba? Hangi dergi? Hangi kitap? Hangi uyku…? Bunlar sadece sizin sessizliğinizi bir kez daha hatırlatır size…
Bir şeylerle oyalanmak; Zaman geçirmek… Geçsin diye uğraşmak, Yalnızlığınızla boğuşmak, Bir kez daha yapmak yaptıklarınızı; Belki de uzun süredir yapmak isteyip de yapamadıklarınızı, Üzerinize atılmış ölü toprağından silkelenememek , Çıkamamak dar dünyanızdan, sığamamak koca evrene… Mevlânâ’ya yönelmek, Mesnevi’de çıkmazına yol aramak sessizce… Sizi çağıran sesten çok, sizin çağırdığınız sese bilenmek… Şarkıların ve şiirlerin sizi artık sadece yaraladığına inanmak… Sıyrılmak bildik tüm ses-söz ve kişilerden, Bilgelerin, hayatı kolaylaştırmak adına söylenmiş vecizelerine sığınmak…
Dar gelmesi sokakların, Üstüne üstüne gelmesi duvarların, Tavanın çöküyor gibi durması üzerine, Bir yılan gibi gözünde uzaması yolların…
Günlerdir dilimin ucunda Aziz NESİN’in şiiri; “dar dünya”
Yüreğim gövdeme sığmıyor Gövdem odama Odam evime sığmıyor Evim dünyaya Dünyam evrene sığmıyor Patlayacağım
Acımın acısından susmuşum Ki suskunluğum göklere sığmıyor Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım Gönül dar geliyor sevgime Kafam beynime Ah… şakaklarım Çatlayacağım… Anladım artık anladım Kimselere anlatamayacağım
“Kuşlar nereye sığınır akşam olunca” diyordu bir başka şair peki sen söyle; İnsanlar nereye sığınır bu “dar dünyada” akşam olunca ?
|