|
Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül, Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül. Etsem de abestir sitem-i hâre tahammül, Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül. Osman Nevres
Nerden dilime dolandı bu şarkı bilmem ama takıldı kaldı işte ve sadece takılmadı; aldı beni çocukluğumun TRT’li yıllarına götürdü… O zaman hiç sevmediğim ya da bana hiç hitap etmeyen bu şarkılar bugün çarpıyor beni… Eğer bir yerlerden ulaşırsanız Belgin Erol yorumuyla bir kere dinleyin derim… Severseniz bendensiniz, sevmezseniz üç vakte kadar benden olacaksınız demektir bu.
BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA
Ne temiz çocuklardık; hiç kirlenmemiş, masumiyeti yüreğinde, mahremiyeti yüzünde. İncitmekten ÇEKİNEN, edebinden UTANAN öyle saf, öyle temiz çocuklardık… Ve sanki tüm Türkiye, doğusundan batısına aynı mahallenin çocuklarıydık… O kadar birbirimize benziyordik ki...
’Şimdiki çocuklar öyle değil’ demiyorum ama şimdi kaç çocuk “sevgili günlük” diyerek günlük defteri edinip gündüz yaşadıklarını gece kaleme döküyor?
Defter kaplasın demiyorum ama deftere kenar süsü yapan kaç çocuk var çevrenizde… ? Kurşun kalemin arkasını yiyen, silgiye dişlerini geçiren, kokulu silgileri elleri çilek koksun diye avucunda terleten…
Peki, kaç çocuğun hatıra defteri var? Ya da hatıra defteri satılan kaç kırtasiye? Kaç çocuk size bir hatıra yazmanızı istedi en son??? Bırakın dışardan birini kendi çocuğunuz? Peki, siz şu ölümlü dünyada babanızdan annenizden böyle iki satır bir hatıra yazı aldınız mı? Ne acı değil mi? Hiç merak etmediniz mi? Sizi bir sayfaya hangi sözlerle sığdıracaktı babanız ve anneniz…!
*****
“Sevgili Ayşe Öncelikle kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için çok teşekkür ederim.” Böyle başlardı hatıra defterlerinin ilk sözü sonra bir köşeye 404’le (dönemin meşhur uhusu) vesikalık bir fotoğraf yapıştırılır ve altına;
Seviyorum ama kimi En tatlı birisini Nasıl anlatsam sana İlk harflerime baksana… mutlaka yazılırdı…
Sonra da vefasızlığa ve kalleş zamana yenik düşmemek adına, “beni kalbin kadar temiz bu sayfada unutma” imasında ikinci bir dörtlük yazılırdı;
Sepet sepet yumurta Sakın beni unutma Unutursan küserim Mektubumu keserim…
Öyle ya mektuplar yazılırdı, kartlar yollanırdı yılbaşında bayramda !!!
40 SATIR MI? 40 KATIR MI?
Sonra her tarafı el yapımı süslerle dolu ve artizz resimleriyle zenginleştirilmiş ortalama 40 sorudan oluşan “anket defteri” furyası çıkmıştı…
Orada en tuzak ve en dikkat çekeni sevdiğinizin ismidir ki; kimse direk adını yazamayacağı için “baş harfleri yeterlidir” defterin sahibine… Zaten bunu soranın genel derdi de kimin kimi sevdiğinden çok, o beni seviyor mu acabanın “en masum” testidir halden bilene…
Artık kimse yazmıyor, herkes tuşluyor diye ne hatıra, ne anket, ne de bakkal defteri kaldı.
Sanırım cep telefonu çıktığından beri hiç kimsenin “ıssız bir adaya düşse yanında götüreceği üç şey”e de ihtiyacı kalmadı… Ne bileyim, ihtiyaç yaz boşluk bırak, at mesajı; gelsin nerden gelecekse…
Gerçekten biz büyüdükte mi kirlendi dünya yoksa zaten kirliydi de boyumuzun kısalığından biz mi göremiyorduk acaba…?
Ne çizgi filmlerin masumiyeti kaldı bugün, ne reklamların, ne oyuncakların ne de bizim… Evet çocuklar masumdur, büyüyenler kirletir dünyayı... Büyüdükleri halde yüreği çocuk kalanlarsa, iz bırakır dünyada...
Ve şunu asla unutma!!!
KİRLENMEK GÜZELDİR Ama SADECE REKLAMLARDA…
|