| Bayramı gurbette yaşamak. Belki de bayramda gurbeti yaşamak. İş gereği, aş gereği, para gereği ‘olmak zorunda olmanızın’ gereği… Bayramla gurbeti yan yana koyduktan sonra, Adını ne koyarsanız koyun, Baştan ayağa hüzündür her yeri…
Gidecek ya da gelecek birileri yoksa çevrende, Değil anandan babandan sevdiklerinden, bayram alışkanlığı olan her şeyden uzaktaysan, Bayram namazı dönüşü boğazına düğümlenen şeyi bir türlü söküp atamamışsan, “Mutlu bayramlar” sözüne, “size de” derken, içinden “mutlu” ve bayram” sözcüklerini aynı cümle içinde kullanamamışsan… Bir telefonun ucunda memlekettekilerle gözyaşları içinde “bir dahaki bayrama inşallah” dememiş diyememişsen… Bayramda gurbeti bilemezsin sen…
İnsan oturduğu sokağın köşe başını, büyüdüğü mahallenin duvarlarını, evinin sokağa bakan giriş kapısını, kapıda yıllardır duran yaşlı ağacı özler mi? Gurbetteyse evet, üstelik bayramda gurbetteyse sorma bile…
*** Şimdi, mahalleniz, şehriniz değil; ülkenizden binlerce kilometre uzakta düşleyin kendinizi Fransa’da, İtalya’da, Venedik’te değil, Cezayir’de, Kenya’da, Nijerya’da olmayı deneyin? Yokluğun coğrafyasında, acının çocuklarına terletin göz bebeklerinizi…
Hiç düşündünüz mü? Filistin’de Irak’ta nasıl koşar iki kolu kopmuş çocuklar… Hiç düşündünüz mü uzatılan bayram şekerini eline alamayan çocuğun içinde nasıl bir ateş yanar? Hiç düşündünüz mü oralarda bir annenin “bekle yavrum birazdan Türkler gelecek” diyerek getireceğiniz o etin yolunu gözlemesini… Hangi söz anlatabilir, binlerce kez “şükran” diyen ve yavrusuna bayramlık alamayan o babanın derdini… Hangi şiir vardır ki “sıcak Afrika’nın, siyah ağıdını” bu kadar net anlatabilsin; hangi beste, hangi nota, hangi tel vardır ki insanın yüreğini bu kadar titretebilsin…
*** Ülkemin en fakirinin, en zengin kalacağı; Sefaletin anlatılamaz boyutunu, gözlerimle gördüm, ellerimle tuttum, kulaklarımla duydum… Ve..; Bu bayram da bu insani hüznü boynuma bir utanç halkası gibi takarak, yediğimden, içtiğimden, giydiğimden utandım.
Senelerdir kendilerine bayramı haram edip, kendini, ailesini, dünyanın çocuklarına adayan ve her bayramda gurbeti iliklerine kadar yaşayan bu insanlara, bu memleket sevdalılarına şimdi bilmem ne demeli…
Ey diyorum kendime; Ey hüzün taciri adam! Ey diyorum sana ey kocamış dünyam! İşte gör; Sefaletin, acının, dünyanın çocukları bunlar… Bunlar da kurban olduğum “o” Önden giden atlılar...
|